Sayfalar

18 Haziran 2010 Cuma

yerim yurdum yatakhanem...

Aile saadeti hiçbir şeye benzemiyor vesselam... Hele de okul bitip dönmüşseniz evinize uzak diyarlardan. Evde sizden hiçbir şey yapmanızı beklemeden sizi rahat ettirmeye çalışan insanlar yaban ellerde yoktur diye meyveler yedirip, şerbetler içirip, yemeklerle mest ederler. Yemeğiniz yedikten sonra tabağınızı çatalınızı toparlayıp kalktıysanız hafif bir tebessüm ve "adam olmuş benim oğlum." edasıyla bakarlar. Mutlu da oluyorlardır eminim. Ama rüya bitmeden ayrılmayı bilmeli.

Evde uzun uzun kalamayışımın sebepleri arasında bayat simit tadı veren ağızda gevelenen ama bir türlü yutulamayan o şehrin etkisi yok değil, ama daha çok artık o odada, o evde, o şehirde bir misafirmiş hissini her tarafımda hissetmem olsa gerek. Yastık da gidici gözle bakıyor bana televizyon da. "Hadi yat bakalım, hadi izle bakalım ne istiyorsan, gidicisin sen" diyor. Gidiyorum ben de zaten.

Bir bahane bulup sokakları bok kokan sıcakta daha da çekilmez olan yatakhaneme geri dönüyorum. Hoşgeldin demiyor bana, zaten güle güle de dememişti ki...