Sayfalar

22 Mayıs 2010 Cumartesi

İnsanlığa ve İnsanlığıma Sövüyorum....


Durumdan vazife çıkaran, memleketin imkan ve şeraitini düşünmeden göreve atılmayı kendine borç bilen her gencin yaptığı "memleket meseleleri" sohbetinin hemen sonrasıydı. Kısa bir boşluk, sessizlik. "Ben insan hakları sevmiyorum." dedim.

Suçlu hissettim bir Baskın Oran öğrencisi olarak. Hem de zor bir şeydi bu "faşizm" ile başı dertte olan bir neslin mensubu olarak. "Ahanda kabul etti suçunu!!!" cümlesini "Bursa maçı 2-2" edasında söylemelerini de arkadaşlarımdan beklemedim değil. Neyse ki olmadı öyle bir şey.

Frantz Fanon'dur suçlusu. Bir de işbirlikçisi Sartre. Nasıl bir cümledir "Kısa bir süre öncesine dek yeryüzünün nüfusu iki milyardı; beş yüz milyon insan ve bir buçuk milyar 'yerli'." cümlesi? Nasıl allak bullak eder, nasıl nevrini döndürür her insanın "insan" olmadığı gerçeği... Bu cümleden sonradır insan hakları namına savunulanların Batı içi tartışmalardan ibaret olduğu ve "yerliler"i hiç ilgilendirmediği gerçeği ile yüzleşmem, "insan hakları sevmiyorum." diyebilmem.

Yerliler kendi dünyalarında Batı için çalışıp şu an sadece yaşamak/yaşayabilmek için uğraşırken Batı kendi yarattığı modernizmin çatlaklarını insan hakları ile sıvama kaygısı içerisinde. Bu sırada da kendi toplumsal evrim sürecini Batı olmayanlara dayatıp onların kendisine benzemesini istemekte ortaya çıkan "crocoduck"ları da beğenmeyip "gerilik"le suçlamakta.

Evet Üçüncü Dünyacılık bitti diyen arkadaşlarım oldu benim de. Üçüncü Dünyacılık bitse/gücünü kaybetse de üçüncü dünya olduğu gibi orada duruyor. "Yerliler" hala orada "İnsanlar" hala orada... Ben araftan cehenneme doğru yürüyorum ve yürürken de insanlığa ve insanlığıma sövüyorum...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder